Baharatın ilk kullanıldığı yer olarak, Uzak Doğu olarak biliniyor. Yapılan araştırmalar da bu bilgiyi kanıtlar niteliktedir.


Avrupa'da ilk tanınan baharat ise; karabiberdir.  15. yüzyıl, tek bir karabiber çuvalının bir insan hayatından daha değerli olduğu, “spices” (baharat) kelimesinin nakit para anlamında kullanıldığı bir çağdı. O yıllarda bilinen ilk baharat az bulunduğu için çok pahalıya satılan karabiberdi. O yıllarda, bir ürünün pahalı olduğunu ifade etmek için, "Karabiber gibi pahalı" denildiği de kayıtlarda yer almaktadır. Kralların ve soyluların çizdirdiği resimlerde özellikle karabiberlerin vurgusu yapılırdı. Karabiber zenginliğin sembolü olmuştu.

Baharat kullanımı, Doğu Akdeniz ve Avrupa’ya Orta Doğu yoluyla yayılır. Antikçağlardan beri dünya pazarlarında kıymetli bir yeri olan baharat; gıda, sağlık, parfüm, dinsel hayat, büyü ve törenlere damgasını vurmuştur. Eski Yunan, Çin, Sümer, Asur, Mısır ve Roma'da şifalı ot olarak hastalıkları iyileştirmede baharatın kullanıldığı bildirilmektedir.  Hipokrat, Galen gibi ünlü hekimler baharatı ilaç yapımında kullanmışlardır.  Ayrıca birçok kutsal kitapta hem şifa hem de bir güç kaynağı olarak baharattan bahsedilmektedir. 

Tarihi devirler içinde incelenen baharat genellikle tıpta ve beslenmede birbirini tamamlar biçimde kullanılmıştır. İlk çağlarda baharatın ham olarak kullanımı söz konusu iken 15. yy’ın sonlarına doğru gıdalarda kullanımları önem kazanmıştır. 19. y.y.’da kimya bilimindeki gelişmelere paralel olarak baharatın etkili maddeleri belirlenmeye, çeşitli yöntemlerle türevlerinin elde edilmesine başlanmıştır.  Değişen beslenme alışkanlıkları, etnik yemeklere ve ilginç damak zevklerine yöneliş, yeni gıdaların ortaya çıkması, bazı teknolojik gerekler, baharattan çeşitli formlarda ve alanlarda yararlanılmasını gündeme getirmiştir. Tüm veya öğütülmüş baharatın yanı sıra, çeşitli ekstartlar, uçucu yağlar, kapsüllenmiş ürünler, sıvı aromalar, değişik karışımlar gibi çok sayıda türev ürün gıda teknolojisinde yerini almıştır.

Eski çağlardan beri dünyaya ün salan, ortaçağda uğruna deniz aşırı yolculuklar ve savaşlar yapılan baharat, Uzakdoğu’nun zengin kaynaklarındandı. Orta çağ boyunca Avrupa’da baharat altın, elmas kadar kıymetli ve paha biçilemezdi. O çağlarda bazı baharatlar altın tozu kadar enderdi. Ortaçağ Avrupa’sındaki değerini anlatmak için günümüzde evlerde, lokantalarda çok kolaylıkla bulunan ve kullanılan baharatın 1000’li yılların başında tane tane sayıldığını ve özellikle karabiberin ağırlığının neredeyse gümüşün değerine eşit olduğunu söyleyebiliriz. Ortaçağda bazı devletler ve kentler hesaplarını karabiber sanki değerli bir madenmiş gibi ona göre yapıyorlardı. Bu dönemde 10 gram hindistan cevizi ile 7 tane inek takas ediliyordu. Arazi alımları, gümrük vergileri gibi ödemeler karabiberle yapılıyordu. Ortaçağda bir insanın zenginliğini belirtmek için karabiber çuvalı bir değer ifadesi olarak kullanılıyordu. Baharat hassas terazilerde tartılıyor, tartma esnasında ise önce küçük bir tanenin bile ziyan olmaması için pencere ve kapılar kapatılıyordu.

Baharat eski çağlarda günümüzün petrolünün sahip olduğu ticari ve ekonomik güce sahipti.  Ortaçağ ticaretinin birinci kalemi baharattı. Sonuna kadar da bu, ticaret içindeki ilk sırayı işgal etmekten hiç geri kalmadı. Baharat yalnızca Venedik’in değil Akdeniz’deki bütün büyük limanların zenginliğinin yaratıcısıydı. Hem kolay taşınması hem de yüksek fiyat sağlaması baharata üstünlük sağlıyordu. Böylece ortaçağ ticareti bir lüks mallar ticareti, az masrafla büyük kârlar getiren bir ticaret olarak başladı ve bu özelliğini ortaçağ sonuna kadar korudu.  Ortaçağ Avrupa'sında soyluların sofralarındaki yemeklere tat veren baharatı, pahalı olması nedeniyle ancak varlıklı kimseler satın alabiliyordu. Kuşkusuz en önemli işlevi et ve balık gibi kolay bozulabilen gıdaların uzun süre muhafazasını sağlayabilmesiydi. Batıda baharata gereksinim duyulan yer sadece mutfak değildi. Kadınların güzellik tutkusu, doğunun güzel kokularına,  süs eşyasına ve değerli taşlara olan talebi sürekli artırıyordu. Mutfak ve kadınlardan sonra baharatın en önemli müşterisi Katolik kilisesiydi.  Kiliselerinin buhurdanlıklarında yakılan tütsüler için günlük ağacına gereksinim duyulmaktaydı. Günlük ağacı da Avrupa’da yetişmiyordu.

Baharatın bir diğer müşterisi de eczacılardı. Doğunun bitkilerinin tedavi edici özelikleri Avrupa’ya yayılmış, bitkiler artık hastaları tedavide de kullanılmaya başlanmıştı.

Günümüzde hala, baharatlar birçok hastalığın tedavisi olarak kullanılmaktadır.


Kaynaklar:

Baharatın gizemli tarihi

Prof. Dr. Mustafa Tayar